Mirc Script İndir

Posted by: adminin Mirc Sohbet İndir
29
Mar

Sohbet Girisi

Nickiniz

Sifreniz

BAĞLAN


Sohbet.İn Kullanıcıları İçin Özel Hazırlanmış Scripit’imizi Sizlerin Kullanımına Sunuyoruz Keyifli Sohbet.in’ler.

vatandaşla sohbet

Posted by: adminin Güncel haberler
14
May

CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa etmesinin ardından dün ilk kez evinden çıkan Deniz Baykal, eski CHP Milletvekili Oya Araslı’nın annesi Naciye Tezel’in cenaze törenine katıldı.

Kocatepe Camii’ndeki törene CHP Antalya Milletvekili Osman Kaptan’ın otomobiliyle gelen Baykal, makam aracı olmadığı için yine aynı araçla ön koltuğa oturarak camiden ayrıldı. Bu sırada vatandaşlar Baykal’a büyük ilgi gösterdi. Baykal, kendisini göreve dönmeye ikna etmek için evinin bulunduğu sitenin önünde açlık grevi yapan gençleri de ziyaret etti. Baykal gençlerin yanından ayrılırken de, kendisiyle konuşmak isteyen vatandaşlarla tek tek ilgilendi.

deniz baykal ile sohbet

Posted by: adminin Güncel haberler
14
May

Bir araya hiç gelmemişliğimizi doğrusu yadırgıyorum. Sizden bir işaret gelmedi demek ki, diyebilecek kadar da nobran değilim, hayır. Ama kolay ilişki kurabilen biri de değilimdir.
CHP’de Turhan Feyzioğlu gibi siz de, İsmet Paşa’nın akademisyen gözdelerindendiniz. Çok partili düzende Paşa partisini gençleştirirken, emekli askerler veya kasaba dava vekillerindense, Şemsettin Günaltay’dan başlayarak Nihat Erim, Feyzioğlu ve sizin gibi biliminsanlarını, bana kalırsa bilhassa tercih etti.
Siz o transferlerin en genç gözdelerinden biriydiniz. Bakanlık denemelerinizden parlak sonuçlar aldığınız söylenemese de, particilikten yana CHP’li bütün akadamisyenlerden daha yetenekli, yaman bir siyaset ve kulis adamı olarak temayüz ettiniz.
Ben siyasetten ve siyasetçilerden hep uzak kaldım.
Geleyim, uzaktan uzağa sohbet ricamın özetine. Bu benim zihnimin fena takıldığı bir noktadır. Aslında hayranı olduğum İsmet Paşa’nın bütün tecrübesine, dirayetine ve azimkâr iyiniyetine rağmen, 1946-1954 yıllarında yaşanan tek partili düzenden çok partili düzene geçiş sürecinde başarılı olamadık. Benim talebeleğimde yurtbilgisi kitaplarımız, bir ülkede birden çok parti olabileceğinden, demokrasinin bu şartla gerçekleşebileceğinden söz etmezdi. Valilerin CHP il başkanı olduğu, partinin Ülkü mecmuasına, bütün memurlar gibi babamın da metazori abone kaydedilip, bedelinin maaşından kesildiği yıllardan söz ediyorum.
Bence bu başarısızlığın temeldeki sebebi, 1946 ertesi, seçim kazanabilir iki partimizden daha yaşlı olanın, yani bizi sağ salim 1946’lara getirmiş olanın başında eski Millî Şef’in bulunmasıydı. Vatan kurtaran arslanımızdan bir sonra geleni. Ve karşısında, üniversite tahsilini milletvekiliyken tamamlamış, pek derli toplu ve yetenekli, ama tecrübesiz bir çiftlik ağası olan, Menderes.
O yaşananları nasıl olsa, benden daha çok ve daha doğru bilirsiniz. 1954’ten bu yana 56 yıl geçti Deniz Bey.
Benim şimdi sizden beklediğim, kendinizden fedakârlık bahasına da olsa, bizi ayak bağımızdan kurtararak, çoğundan vazgeçtim, sağlıklı ve hiç değilse seçim kazanabilir iki büyük partili demokratik bir düzene aktarabilmenizdir. Güç şartlardaymış gibi görünseniz de, tecrübe ve dirayetinizle bize bu engeli atlatma şansına ve gücüne sahipsiniz. Sizden on küsur yaş «daha az» gencim. Dileğimi ciddiye ve dikkate, alırsınız ümidindeyim.

Üçüncü Köprü’nün adı ne olsun?
Bir okurum (Adı Çağatay Gök, Muğla üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı son sınıf öğrencisi) Üçüncü Boğaz Köprüsü’nü bir de benimle konuşmak istemiş. Mektubunda kısaca köprünün yeri, çevreye etkisi konusuna değindikten sonra, eğer engellenemeyecekse adı üzerinde duralım, diyor. Bir düşündüğü var, lafı uzatmadan söylemiş:
– Adının Şair Cemal Süreya Köprüsü olması gerektiğini düşünüyorum, diyor.
Devamı da var:
– O uygun görülmezse, bir diğer edebiyatçının adının verilmesi taraftarıyım. Sizden, 3. Köprü’ye bir şairin adının verilmesi noktasında kamuoyu oluşturmak için yardım rica ediyorum.
*
Çağatay, cevabı biraz güç de olsa anlamlı bir sual bu sorduğun. Gel iki satır lafını edelim.
İkinci Köprüye verilen, Fatih Sultan Mehmed Köprüsü adına, yanlış hatırlamıyorsam itiraz eden olmadı. İstanbul’da Padişah ve diğer tarihî Osmanlı şahsiyetlerinin adlarıyla anılan semtler de var. Camiler var. Köprü adı «Fatih Sultan Mehmed», semt adı Koca Mustafa Paşa bence kullanışlı değil, işe burasından başlayalım. «FSM Köprüsü» tabelalarını ben sevimsiz ve kullanışsız buluyorum. Koca Mustafa Paşa’ya olan saygımı muhafaza ederek, Samatya adını da doğrusu özlüyorum.
İnsan adı olarak, üç, dört hecelik kelimeler de uzun ve kullanışsız gelir bana; tek heceliler de öyle. Bu yüzden «Şair Cemal Süreya Köprüsü» olacaksa köprünün adı, hiç değilse «şair» kelimesinden vazgeçilmeli, derim.
Cemal Süreya’dan önce akla gelecek İstanbul sevdalısı şairler ve yazarlar da var. Nedim Köprüsü, Yahya Kemal Köprüsü, Abdülhak Şinasi Köprüsü, Orhan Veli Köprüsü, Sait Faik Köprüsü adlarını teklif edenler de olacaktır.
Çağatay canım! Sual resmen sorulsun, İstanbullular kafa kafaya verip bir ad buluruz o köprüye, ille de yapılacak derlerse. Sen Cemal Süreya diyorsun; ben Sait Faik ile Orhan Veli’den birini seçmekte zorlanırım. Ve daha ne teklifler gelir kimbilir?

Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Fatma Nur Kan)
* Edebiyat öğretmeniyim. Bir arkadaşım sordu, karşılığını bulamadım. Osmanlıca Farsça bir kelime de bulamadım. Size soruyorum. Vatan uğruna ölen kişilere «şehit» diyoruz. Savaşmadan, fikriyle, düşünceleriyle mücadele eden, bir fikir uğruna can veren kişilere verecek bir ismimiz var mı, bilmiyorum… Siz böyle bir kelime hatırlar mısınız?
– Kurban gitmek, kendini feda etmek gibi deyişler var, eşanlamlı bir kelimeyi ben de hatırlayamadım. Ama şehit olma’nın Türkçe’de kazandığı anlamlar da var. Evet, ilk anlamıyla * «Allah yolunda ve din uğrunda savaşırken ölen müslüman kimse» demek. Ama şu anlamlara da gelir olmuş: Eski hukukta şehid-i hükmî’nin anlamı şu: «Suda boğularak (gârik), kimsesiz olarak (garip) veya bilimsel araştırma, deprem, salgın hastalık sırasında ölen müslüman kişiler»e denirdi (Meydan Larousse).
* Divan şiirinde şehid-i hançer-i müjgan, «hançer gibi kirpiklerin şehidi» demek.
* Ayverdi Sözlüğü dinimizdeki asıl anlamı yanında, şu anlam tarifini de veriyor: «Vatan, millet, kutsal bir amaç ve görev uğrunda ölen kimse: vazife şehidi, gibi.
* MEB’in sözlüğünde şu anlam tarifi de var: «Yüksek bir ülkü uğruna, fikri, inancı, dini, vatanı uğruna canını feda eden kimse.»
* Kurban kelimesini yukarıda söyledim. Kendini kurban etmek (Zannım bu ki cânâ beni kurban edeceksin. Mahmut Celâlettin Paşa); kurban gitmek (Cehline kurban gidiyorsun. Mehmet Âkif.)

Geçtiğimiz günlerde bir anda kapanan Facebook Chat özelliğinin neden kapandığı ortaya çıktı

Facebook’ta ortaya çıkan bir program hatası yüzünden kullanıcıların kişisel görüşmeleri ve arkadaşlık istekleri herkes tarafından görülebilir hale gelmişti. Arkadaşlar arasındaki çok özel sohbetlerin , dışarıdan bakanların karşılaştığı önbakış sayfasında görülebilir olduğunun farkedilmesi üzerine Facebook chat özelliği geçici olarak devredışı bırakılarak sorun çözüldü.

Bununla birlikte Facebook kullanıcılarının gizlilik konusunda Facebook’a güveni sarsıldı. Çeşitli ülkelerde Facebook’un bu tür güvenlik sorunları meclislerde konuşulur hale geldi. ABD bu tartışmaların yürüdüğü ülkelerin başında geliyor. Sonuçta Facebook’a devlet zoruyla kullanıcıların bilgilerini belirlenen ayarlarda saklamasının şart koşulacağı konuşuluyor.

Fransız yazar, şair, müzisyen, şarkıcı, çevirmen, eleştirmen, oyuncu ve mühendis Boris Vian’ın, Absürd Tiyatro’nun en iyi örneklerinden biri olarak da gösterilen “İmparatorluk Kuranlar” adlı oyunu Hakan Çimenser rejisiyle İstanbul Devlet Tiyatroları’nda.
Hakan Çimenser, bu oyunla 2010 Afife Tiyatro Ödülleri’nde Yılın En Başarılı Yönetmeni ödülünü aldı.

Y.K.- Şimdiye kadar yaptığınız rejilere şöyle bir bakıldığında daha çok modern oyunlarla ilgilendiğinizi görüyoruz. Burada sanki modern insanın sorunlarını ele almak isteyen, yaşama bakışını, zorlandığı noktaları araştırmak isteyen bir tavır var. Yanılıyor muyuz?

H.Ç.- Yanılmıyorsunuz. Benim yaptığım oyunlar genelde modern insanın dramını anlatan oyunlardır. Çünkü modern insanın içinde yaşadığı dünya ile ilişki biçimini, içinde yaşadığı zamanla olan ilişkisini, aşkı anlama biçimini merak ediyorum ve bu metinler bana bunun karşılığını veriyor çoğu zaman. Modern metinlerde, yazılan karakterler süprizli ve beklenmediktir. Tam bir tanı koyamazsınız. Bunun araştırılması gereken bir şey olduğunu düşünmüşümdür hep. Bu metinler sahnelendiği zaman bu karakterleri keşfetme şansınız olur. Beni heyecanlandıran bir şey bu, çünkü benim de yaşadığım hayatı ve zamanı keşfetmemi sağlıyor.

Y.K.- İmparatorluk Kuranlar’ı okuduğunuzda size “ben bu oyunu yapmalıyım” dedirten neydi?

H.Ç.- Bu oyunda bir aile var. Baba, anne, küçük kızları Zenobya ve hizmetçiden oluşan varlıklı bir aile. Devamlı ev değiştiren, gittikleri her eve kendi burjuva yaşam biçimlerini taşımaya çalışan, kendileri gibi olmayan her şeyden korkan (farklı bir gürültü ya da değişik bir insan fark etmez), varlıklarını kaybetme korkusuyla yaşayan bir aile. Bu aile yaklaşan tehlikeyi göremiyor. Gittikleri her ev daha da küçülüyor, bu şekilde devam ederlerse sonunda yok olacaklar. Bunu hissedebilen, oyunun sonunda da bütün çıplaklığıyla gören tek karakter evin küçük kızı Zenobya. O başka bir düzende yaşamak gerektiğini çok iyi biliyor. Bir oyunu okuduğumda karakterlerin ağzından çıkan birkaç cümle ve oyunun hikâyesi ilgimi çeker. Bu oyunda da ilgimi çekenler bunlar oldu.

Y.K.- Dünya tiyatro edebiyatının çok ilgilendiği ve bu oyun sahneye konduğunda acaba yönetmen o noktayı nasıl çözmüş diye bilinçli seyircinin merak edeceği bir Şümürz var. Siz bunu nasıl algıladınız? Oyunda hiç konuşmayan, klasik olarak tepki vermeyen, gerçekten insan olup olmadığı belli olmayan bir soyut figür Şümürz…

H.Ç.- Aslında yazar Şümürz karakterini bir figür olarak bırakmak istemiş oyunda. Şümürz’ün çok somut bir varlık olmamasıyla hedeflediği de bizim korkularımızı temsil etmesi. Fakat ben biraz önce de anlattığım gibi bu oyunu, bugün, insanlara sunarken yorumumda Şümürz’e bir anlam daha yükledim. O anlam da aslında bana göre hayatın içinde son derece somut, ama kafamda oluşan daha doğrusu fikrimi geliştiren unsur olarak da soyut bir şey. Bu, oyunun broşüründe de yazdığım iki gözleme dayanıyor. Bir dönem Londra’da yaşamıştım. Burada her yerde olduğu gibi sokakta yaşayan evsizler, işsizler vardı. İnsanların bu evsizlerden korktuklarını fark ettim. Ama bu evsizler son derece silahsızdılar. Hiçbir şekilde insanların üzerine gitmiyorlardı. Bir tek şey oldu. Bir gün bir kafenin önünde otururken bir evsiz yanıma geldi, benden para istedi. Biraz duraksayınca bana, “Açım açım,” dedi. Ben biraz daha tereddüt ettikten sonra çıkarıp biraz para verdim. Parayı aldı, kafeden içeri girdi, kendine sandviç ve kahve aldı. Sonra da sandviçini yiyerek, kahvesini yudumlayarak gitti. Bu olay beni çok etkiledi. Bana “açım” derken öyle bir söyledi ki aslında “ben senden para istemiyorum, ben bir şey dilenmiyorum, aslında yapman gereken şeyi sana söylüyorum,” diyordu. “Bu parayı sen benden aldın, burada kahve içiyorsun ve sen o parayı bana vermek, benimle paylaşmak zorundasın,” diyordu aynı zamanda. Bense benim dünyama ait olmayan, her an bana bir kötülük yapacağını düşündüğüm, sanki üzerime saldırmışcasına korkuyla geri durduğum bir evsizle karşı karşıyaydım.

Y.K.- Öğrendiğimiz korkular…

H.Ç.- Evet. Ondan uzak durmaya çalışmıştım. İkinci olay da Londra’da büyük bir parkta küreselleşme karşıtlarının toplanıp kurdukları kampta gördüklerim oldu. O kampta insanlara bir gösteride polise karşı nasıl direneceklerini, nasıl eylem yapacaklarını, gaz bombasından nasıl kaçacaklarını anlatıyorlardı. Oyunu okuduğum anda birden kafamda bu iki olay canlandı. Bir tek cümle yarattı: Evet, hakikaten hayatımızı bu sistemle yaşamaya devam etmeyi seçeceksek bir gün hiç beklemediğimiz bir şekilde bütün Şümürzlerin dünyamızın içinde olduğunu fark edeceğiz. Evimizin içinde, yatak odamıza kadar girmiş Şümürzler olduğunu göreceğiz. Ve o gün hiçbir şekilde yadırgayamacağız, sadece korkacağız.
Zaten bunun sinyalleri de geliyor. İşsizlik artıyor. Evsizler çoğalıyor. Ve o evsizler bir süre sonra sokaklara daha çok hâkim olmaya başlıyorlar. Bunu da aç olduğu için yapıyorlar.

Y.K.- “İmparatorluk Kuranlar” son derece modern bir tiyatro metni. Bir deha tarafından kaleme alınmış, bir gecede bütün yeteneğiyle ortaya çıkmış bir eser. Pek çok göndermesi olsa da son derece düzenli giden, anlaşılır bir oyun aynı zamanda. Seyirci bu modern yapıyla karşı karşıya kalmadan önce kendini hazırlamalı mı? Ne hayal ederdiniz? Nasıl bir seyirciye ulaşmayı dilerdiniz?

H.Ç.- Aslında yaptığım oyunlarda seyirciye ulaşmış şanslı yönetmenlerden biriyim. Bu modern oyunları koyduğum halde… Seyircinin oyunu bir çocuk gibi izlemesini isterdim. Bir önyargısı olmadan. Bir dünya görüşünün baskısı altında ezbere bakmadan. Oyunda olup bitenleri takip edip ilk defa duyuyormuş gibi şaşırarak izlemesini, oradaki sözleri ve durumları önemsemesini isterdim. Bunu her oyun için isterim aslında. Ama bu oyunda bilhassa… Boris Vian’ı bilenler açısından beklenti oluşturacak bir oyun bu. Hem çok sevilen, hem de önemli bir yazar olması nedeniyle.

Y.K.- Yönetmen olarak oyunu çalışırken aynı şekilde davrandığınızı düşünüyor musunuz? Yargılamadan, oyunu bir çocuk gibi, seyirci gibi izleyerek sahnelediğinizi düşünüyor musunuz?

H.Ç.- Kendimde en sevdiğim özelliklerden biri oyunu yaparken sonuna doğru da hep aynı duyarlılıkla izlemem. Bunun karşılığını oyuncular tarafından da almışımdır. Hikâyeleri izlerim. Beni heyecanlandırıyor mu diye bakarım. Hatta espriyle karışık oyunculara “Ben eğer ağlamaya başladıysam oyuna seyrederken, bu komedi bile olsa o iş olmuştur,” derim. Bu oyunda da böyle oldu. Tabii bu arada İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun usta oyuncuları bu anlamda işimi kolaylaştırdılar. Baba rolünde Celal Kadri Kınoğlu, anne rolünde Mine Tüfekçioğlu var. Ayrıca, komşuyu Orhan Kurtuldu, hizmetçiyi Sevinç Erol, Zenobya’yı Oya Okar, Şümürz’ü Uygar Özçelik oynuyor.

Y.K.- 2010 Afife Tiyatro Ödülleri’nde Yılın En Başarılı Yönetmeni ödülünü aldınız. Neler hissettiniz? Bizimle paylaşır mıydınız?

H.Ç.- Çok mutlu oldum. İmparatorluk Kuranlar İstanbul’da yaptığım ilk oyundu. Bu benim için çok güzel bir “hoş geldin” oldu. Ödül almak insanı teşvik eden, güzel ve hoş bir şeymiş. Oyunumuz, En Başarılı Yönetmen ödülünün yanı sıra Yılın En Başarılı Sahne Tasarımcısı ve Işık Tasarımcısı ödüllerini de aldı. Afife Tiyatro Ödülleri seçici kurul üyelerine tekrar teşekkür ediyorum.

Y.K.- Şimdiye kadar sahnelediğiniz oyunlarla ilgili bize bilgi verebilir misiniz?

H.Ç.- Genelde Ankara Devlet Tiyatrosu’nda oyunlar sahneledim. Şu anda iki oyunum Ankara Devlet Tiyatrosu’nda oynuyor: Uçurtmanın Kuyruğu ve Şahane Düğün. Biri yedi sezondur, diğeri dört sezondur oynuyor. Bursa’da da bir oyunum halen oynamakta. Ayrıca Antalya’da, Diyarbakır’da, Sivas’ta, Adana’da, Eskişehir’de oyunlar sahneye koydum. Sahneye koyduğum oyunlar arasında Bay Kolpert, Köpek Kadın Erkek, Şahane Düğün, Ölüm ve Kız, Martı, Aldatma bulunuyor.

Y.K.- Yeni projeler, yeni oyunlar var mı?

H.Ç.- Evet, İstanbul’da yapmak üzere, bir Shakespeare projesi üzerinde çalışıyorum. Ayrıca Bulgaristan’da bir Nazım Hikmet projesi var.

Pages: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 ...103 104 105 Next