Rıdvan Dilmen Fenerbahçe’nin oyununu değil ama takımın mücadelesini beğendi.. Erman Toroğlu ise 81. dakikada kırmızı kart görerek takımını 10 kişi bırakan Caner’i Galatasaray’ın el bombasına benzetti.

Hakem faciası yazarların ortak görüşüydü. Peki 2. turda elenen takımlarımız genel olarak nasıl oyun ortaya koydu? Spor yazarları maçı yorumladı..

Rıdvan Dilmen (Milliyet): Bu kadar

Açıkcası bu maçta teknik direktör, oyuncu ve taraftar görevini yaptı. Görevini yaptı da tur mu geldi diyeceksiniz. Ama bence takım tur için doğru bir tertiple ve elinden geldiğince de mücadele ederek oynadı.
Dört tane stoper vardı savunmada. Dolayısıyla uzun süredir yapılmayan bir taktikle başladılar. 0-0 cepte oynadılar. Önce bunu korumaya baktılar. Klas oyuncularla da sonuca gideriz diye düşünüldü. İstediği de oluyordu zaten.
Tabii ki uzun süre oynamayan oyuncular için zor bir doksan dakikaydı. Deniz son bölümlerde artık beni alın diye el kaldırmaya başladı. Aynı şekilde Güiza da arka adalesini tutuyordu. Gökhan da 80’lerde kenara işaret yapıyordu. Karşılaşma ise 1-0’a kilitlenmiş, Fenerbahçe’nin istediği şekilde gidiyordu. Fenerbahçe adeta uyutmuştu rakibini.
Taa ki, duran topa kadar. Maçın en iyi oyunculardan kaleci Volkan cepheden iyi kurtarışlar yapsa da çıkıp da alacağı bir topa çıkmayınca gol geldi. Mecburiyetten de olsa çıkardığı 11 ve yine yaptığı değişiklikler yüzünden Daum’a bir şey söyleyemeyiz. Oyunculara da… Sadece iş bitirecek oyuncularından kaptan Alex çok etkisizdi. Gökhan Gönül de sağ önde oynamaya alışamadı ve çok top kaybediyor. Hep yüzü dönük oynarken, şimdi rakip kaleye sırtını dönünce bocalıyor. Ama göbekteki ikili Selçuk ve Emre müthişti. Gerçekten Selçuk uzun süre oynamamasına rağmen alkışı hak etti. Emre de son haftalardaki çıkışını devam ettirdi. Bir topu direkten geldi, bir gol attı. Bir orta saha oyuncusunun nasıl olması gerektiğini, oyunun iki yönünün nasıl oynanacağını gösterdi.
Lille takımı 1-0 geriye düştükten sonra gümbür gümbür gelemedi. Buna da Fenerbahçe izin vermedi. Rölanti giden maç kilitlenmişken o gol her şeyi alt üst etti. Ama takımın mücadelesini beğendim. Oyunu değil. Zaten Alex de kötü oynayınca takımın iyi oynama şansı yoktu. Çünkü savunma ağırlıklı bir kadro vardı.
Hem Galatasaray, hem de Fenerbahçe çok dramatik bir şekilde Avrupa defterini kapattı. Üstüne üstlük çok da yoruldular.

Galatasaray Başkanı Adnan Polat açıkladı: Tugay Kerimoğlu çarşambadan itibaren altyapının başında olacak

Galatasaray Kulübü Başkanı Adnan Polat, lider olmalarına rağmen, futbol takımının durumundan memnun olmadığını söyledi.

Başkan Polat, sarı-kırmızılı kulübün Yıllık Olağan Mali Genel Kurul toplantısında, kulüp faaliyetleri hakkında bilgiler verdi. Galatasaray Futbol Takımı’nda değişim süreci yaşadıklarını dile getiren Polat, “İki sene önce şampiyon olduk. Şu anda ligde lideriz. Ancak aldığımız neticelerden hiç memnun değiliz. Atletico Madrid’e elendik. Geçen sezon UEFA Kupası’nda final oynayacakken 12 sakat nedeniyle Hamburg’a elenmiştik. Florya’da ahenkli bir çalışma ve kolej havası var. Güzel bir ortam var. Ama arzu ettiğimiz yerde değiliz” dedi.

Adnan Polat, Galatasaray için Türkiye Ligi ve kupa şampiyonluğunun olağan olduğunu vurgulayarak, “İkincilik dahi bizim için başarısızlıktır. Arzu ettiğimiz durumda değiliz. Ancak bu sezon şampiyon olmak istiyoruz. Olabileceğimize de inanıyorum. Gelecek sezon bizim yeni stadımızda Şampiyonlar Ligi’ni yaşamamız lazım” şeklinde konuştu.
Bu sezon büyük transferler yaptıklarını ve bunlara 5-7 milyon dolarlık bonservis bedelleri ödediklerini anlatan Adnan Polat, belirli vadelerde yapılan bu transferlerde, oyuncuların kulüplerinin banka teminat mektupları istememesinin, Galatasaray’a olan güvenin göstergesi olduğunu söyledi.

ALTYAPININ BAŞINA TUGAY’I GETİRDİK

Başkan Polat, futbolda Barcelona modelini kendilerine örnek aldıklarını belirterek, bu nedenle altyapıya büyük önem verdiklerini kaydetti.
Altyapıda daha fazla şeyler yapmalarının gerektiğini kaydeden Polat, “Bünyeden çıkan futbolcularımızdan birini buranın başına getirmemiz lazım. Çarşamba gününden itibaren Tugay Kerimoğlu, Galatasaray altyapısının başına gelecektir” dedi.
Başkanın bu açıklaması, salonda bulunan kongre üyelerinden alkış aldı.

KULÜP, 5 SENE İÇİNDE ÜZERİNDEKİ YÜKTEN KURTULACAK

Adnan Polat, Galatasaray’ın yol haritasını çıkardıklarını dile getirerek, mali yönetimin bir disiplin içinde yürütülmesi halinde kulübün 5 yıl içinde üzerindeki yükten kurtulacağını savundu.
Kulübün gelecek yıldan itibaren 150 milyon dolarlık gelire sahip olacağını kaydeden Polat, bu gelirlerle birlikte 5 yıl içinde kulübün özellikle profesyonel futbolda üst düzeyde yarışmacı bir hale geleceğini söyledi.
Galatasaray’ın kimsenin cebinden yönetilemeyeceğini anlatan Adnan Polat, “Galatasaray kendi kaynaklarıyla ayakta durmalı. Yöneticilerin cebinden verilecek paralarla kulüp ipotek altına alınmaz. Bizim yönetim anlayışımız bu” ifadesini kullandı.

155 MİLYON DOLARLIK SPONSOR

Başkan Polat, kulübün sponsorluk gelirlerinin 55 milyon dolardan 155 milyon dolara yükseldiğini açıkladı.
Üç önemli projelerinin bulunduğunu hatırlatan Polat, GS TV, GS Bonus ve GS Mobile’dan bu yıl için 13 milyon dolar gelir elde etmeyi hedeflediklerini anlattı.
Adnan Polat, kulübe ait bazı şirketlerini pasif hale getirdiklerini, bazılarını ise sattıklarını belirterek, “10 milyon dolar zarar eden Beylerbeyi A.Ş’yi sattık. Galatasaray Avrupa Gmbh’ı pasif hale getirdik. Sigorta A.Ş’yi, Galatasaray İletişim A.Ş. haline getirdik. Bu değişimlerle birlikte büyük giderlerden kurtulduk” dedi.

SPORTİF A.Ş. İLE FUTBOL A.Ş. BİRLEŞECEK

En büyük hedefleri olan Sportif A.Ş. ile Futbol A.Ş’nin birleştirme sürecinin başladığını anlatan kulüp başkanı Polat, bunun nisan ayı sonunda gerçekleşeceğini kaydetti.
Polat, bunun için bankalardan 70 milyon dolar kredi aldıklarını hatırlatarak, bu paranın başka bir yerde kullanılmayacağını vurguladı.
Galatasaray Bonus Kart’ın 45 bin satış rakamına ulaştığını belirten Polat, bankalarda kart kalmadığı için 40 kişinin şu anda kart beklediğini dile getirdi.

Beşiktaş Teknik Direktörü Mustafa Denizli zorlu Kayserispor deplasmanından 3 puanla ayrılmanın kendileri için bir dönüm noktası olduğunu ifade ederek “Bu maç, sezona dönüş maçımız. Bunun ne anlama geldiğini 3-5 hafta sonra daha iyi anlayacaksınız” diye konuştu.

Kayserispor maçının önlerindeki yol haritası için çok önemli olduğunu kaydeden Denizli, “Sezonun en zor deplasman maçını kazandık. Çok gol pozisyonunu da girdik. Beşiktaş bundan sonra daha iyi oynayacak” değerlendirmesinde bulundu.

Kayserispor Teknik Direktörü Tolunay Kafkas, kadrodaki eksiklikler nedeniyle Beşiktaş maçını kaybettiklerini söyledi.

Kafkas, şunları söyledi:

“Sıkıntılar var, ama bunları aşacak gücümüz de var. Her 2 takım da galibiyet için oynadı. Erken yediğimiz ilk gol ve ardından gelen 2. gol, oyun düzenimizi bozdu. Defansımızı yoktan var ettik, böyle oldu. Takımın kimyası eksikler nedeniyle bozuldu. Yediğimiz 2 golden sonra dengeyi kurmak kolay olmadı.”

Be

Kanser, dünyada ve ülkemizde kalp ve damar hastalıklarından sonra ikinci sırada görülen ölüm sebebi. Ancak kafaları kurcalayan bir soru var. O da; “Tedavi edilebilir mi?” şeklinde… Erken tanı ve doğru tedavi ise çok önemli:

Evet… Tıp alanındaki ilerlemeler ve keşifler sayesinde kanser artık tedavi edilebilir bir hastalık. Yine de kaba bir deyişle, her üç kişiden biri hayatının bir döneminde kanserle karşılaşıyor ama yaklaşık sekiz kişiden biri kanser nedeniyle hayatını kaybediyor. Yani her kanser ölümle sonuçlanmadığı için, kanserden ölüm sıklığı, kanser görülme sıklığını yansıtmamaktadır. Gelişmiş ülkelerde kanser görülme oranı yüz binde 400 civarındadır. Bizde ise bu oran yüz binde 200 civarında tahmin edilmektedir. Bu da her yıl yaklaşık 150 bin yeni kanser hastası demektir. Medical Park Bursa Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Güven Atasoy, kanser hakkında merak edilenleri yanıtladı:

Kanser nasıl oluşur?

Normalde, canlıların vücudundaki hücrelerin pek çoğu, çoğalır, ömürleri tamamlanınca da ölüp yerlerini yeni hücrelere terk eder. Bu düzen, hücrelerin çekirdeklerinde bulunan kromozomlar üzerine yerleşik genlerin komut ve yönetimindedir. Eğer hücreler doğru olmayan komutla yönlendirilirse, işlevlerindeki normalden sapmalar yaşamın düzenini bozarak kanseri de içeren birçok hastalığa sebep olur. Kanserli dokunun hücreleri kontrolsüzce çoğalır. Bu nedenle, kanserin başlayışını araştıran son yıllardaki çalışmaların büyük bir grubu hücrenin içyapı ve işleyiş şekline yönelmiştir. Bu çalışmaların sonuçlarına göre, kanseri “başlatıcılar” ve “baskılayanlar” arasındaki uyumun bozulması hücrenin kanser hücresine dönüşümünü gerçekleştirmede olasıdır. Başlatıcılar hücrede bulunan fakat baskı altında tutulan kanser yapıcı genler, hücre ölümsüzlük genleri ve hücre büyüme faktörleridir. Hücrenin kanser hücresine dönüşünü baskılayanlar tümör baskılayıcı genler, planlanmış hücre ölümünü düzenleyen genler ve hücre büyüme faktörlerinin baskılayıcılarıdır. Başlatan etken ne olursa olsun sonuçta normal hücrelerden önemli farklar gösteren kanser hücreleri oluşur. Normal hücrelere oranla daha az özelleşmiş, sınırsız çoğalma ve doğal bağışıklık olanaklarından kaçabilme yeteneklerine sahip kanser hücreleri önce bulundukları dokuya sığamayarak bir kitle, bir süre sonra vücudun başka dokularına giderek yeni kitleler (metastaz) yaparlar.

Nasıl korunacağız?

Kanser oluşumu için risk taşıdıkları düşünülen bu faktörlerden insanda ve laboratuvar araştırmalarında kanserle bağlantısı gözlenmiş olanlar kabul edilebilir, fakat kanserle bağlantısı kanıtlanmamış olanlar şüpheli risk faktörleridir. Ancak bu gözlem, araştırma ve görüşler yüksek riske sahip olanların mutlaka kanser olacakları ya da düşük riskli olanların kanser olmayacakları anlamını getirmez. Hücrelerin yapısı ve çalışmasından köken alan kişisel risk faktörleri kontrol edilemeyeceği için korunmak mümkün değildir. Kişisel faktörlerin önde gelenleri yaş, zaman ve ailedir. Yaş ve zaman hiçbir zaman kontrol edilemez ve bu nedenle korunamaz. Ancak, ailesel risk faktörlerine karşı bazı önlemler alınabilir. Büyükbaba ve büyükanneden başlayarak anne, baba, kardeşler, amcalar, dayılar, halalar, teyzeler ve ilk kuşak kuzenleri içine alan bir liste yapılır, eğer bir tanesinde kanser varsa, tipi ile birlikte kaydedilir, iki taneden fazla kanser çıkarsa bu konudaki bir uzmanla görüşülmelidir. Çevreden köken alan çevresel risk faktörlerini kontrol edebilmek için geniş olanaklar vardır. Bu grup faktörler arasında yaşanan çevrenin getirdiği riskler yanında önde gelenler besinler ve beslenme şekli, sigara önde olmak üzere diğer bazı alışkanlıklar ve radyasyona maruz kalmadır. Bunlardan başka hormonların dengesini dıştan müdahaleler ile bozmamak gerekir. Güneşin ultraviyole ışınları, özellikle iş yerleri ile bağlantılı bazı kimyasal maddeler ve kanserlerde rolü olduğu düşünülen virüsler dikkate alınmalıdır.

Erkek ve kadın farklı hissedebiliyor

Haberci belirtileri olmayan fakat yüksek riskli olan erkek ve kadınlarda kanserin erken teşhisi için bazı öneriler, zaman zaman bazı değişiklikler göstermekle beraber, temel olarak güncelliğini korumaktadır:

Yaş 20-39 (kontrol aralığı 3 yıl): Kadınlarda; ağız boşluğu, tiroit bezi, lenf bezleri ve yumurtalıklar önde gelmek üzere genel muayene ve ayrıca memelerin her ay kendi kendine kontrolü, PAP testi Erkeklerde; ağız boşluğu, tiroit bezi, lenf bezleri, testisler ve prostat önde gelmek üzere genel muayene.

Yaş 40-50 (kontrol aralığı 1 yıl): Kadınlar için yukarıdakilere ek olarak makattan tuşe ile muayene ve memelerin doktor kontrolü, kontrol aralığı 1-2 yıl olarak mamografi, ayrıca menopoz döneminde kürtaj ile rahim kontrolü. Erkekler için yukarıdakilere ek olarak makattan tuşe ile prostat muayenesi.

Yaş 50 ve üzeri (kontrol aralığı 3-5 yıl): Kadınlarda yukarıdakilere ek olarak dışkıda kanama testi, kalın barsak endoskopisi ve mamografi. Erkeklerde yukarıdakilere ek olarak dışkıda kanama testi, gerekirse kalın barsak endoskopisi.

KANSERİN 7 HABERCiSi

Kanser için bütün ülkelerce kabul edilmiş özel tehlike işaretlerinin, diğer bir deyimle kanserin 7 habercisinin;

?Bağırsak ve mesane alışkanlıklarının değişiklikleri,

?İyileşmeyen yaralar,

?Zamansız kanama ve akıntı,

?Meme veya başka yerde sertlik,

?Hazımsızlık veya yutma güçlüğü,

?Benler veya bir siğilin belirgin değişikliği,

?Hırıltılı öksürük veya ses kısıklığı belirtilerinden her hangi birinin varlığında kişiler bir doktora başvurmalıdır.

Evreleri önemse

Kanserden mutlak korunma söz konusu olmadığına ve tüm kanserleri engelleyecek bir aşı henüz bulunmadığına göre, kanserde erken tanı elimizdeki belki de en önemli silah olma özelliğini korumaktadır. Her kanser tipi ayrı özellikler göstermekle beraber, genellikle kanser hastalığının gidişi dört klasik evreye ayrılır:

Evre I: Kanser, başladığı yerde sınırlı kalmıştır.

Evre II: Kanser, başladığı ortamdan etrafındaki dokulara doğru ilerlemiştir.

Evre III: Kanser, bölgesel dokulara ve lenf bezlerine tam yayılım vardır.

Evre IV: Kanser, diğer dokular ve organlara ulaşmıştır ve metastaz denilen olay gelişmiştir.

Kanserde erken tanı tedavi şansını arttırır ve tedaviyi kolaylaştırır, doku ve organ kaybını önler, tedavi giderlerini ve ölüm oranlarını düşürür. Bugün sıklıkla görülen birçok kanserde erken tanı gerçek anlamda hayat kurtarmaktadır. Erken tanı için belirli aralıklarla sağlık kontrolü yalnız kanser için değil, genel sağlık için uygulanması gerekli olan görüştür.

Farkındayız, kanseri yeneceğiz…

Bilgi eksikliği, korku ve ihmal gibi nedenlerle insanların doktora zamanında başvurmamaları kanserin tedavisini güçleştirir. Hepimizin, adını ağzımıza almaya korktuğumuz hastalıkların başında gelir kanser. Açıkçası benim de böyleydi… Biz ne kadar ağzımıza almasak da kanserin adını duymamızı hiçbir şey engelleyemiyor. Bir gün bir yakınımızın kapısını çalıyor… Ve belki de bir gün bizim kapımızı çalacak! Kanseri araştırmayan bir insan için bunun ne denli korkutucu olduğu aşikardır. Ancak, araştırınca ve gelişen tıp teknolojisinin de tesiriyle bu hastalıktan da artık eskisi gibi korkmanın manasız olduğunu gördüm. Buna rağmen yine de halk sağlığı yönünden kanserin önemi; bazı kanser türlerinin sık görülmesidir. Bu açıdan bakıldığında kanser dünyanın ve ülkemizin en önemli sağlık sorunları arasında yer almaya devam ediyor. Kanserle savaşabilmek, zararlarını azaltabilmek için halka hastalığın önemini ve kanserle savaş yollarını anlatmak gerekiyor.

Çare zakkum tenceresi mi?

Suiistimale son derece açık bir konu olmasından dolayı, bugün her ülkede, hiçbir bilimsel temeli olmayan ve araştırmalara kapalı yöntemlerle kanserde şifa sağladığını iddia eden kişiler bulunduğunu itiraf etmek gerekiyor

Uluslararası Kanserle Savaş Birliği’nin açıklamasına göre, Kuzey Amerika ve Batı Avrupa ülkelerinde dahi kanser hastalarının %50 kadarının etkinliği kanıtlanmamış yöntemleri kullandıkları sanılıyor. Bu yöntemler bilimsel yöntemlerin yerine veya onlara ek olarak kullanılıyor ve bu uygulamalar çok defa doktorların bilgisi dışında yapılıyor. Bu kişiler, doğal ürünleri uyguladıklarını, ürünlerinin yan etkilerinin olmadığını, bu ürünlerin hastaların savunma mekanizmalarını harekete geçirdiğini, ürünlerinin her çeşit habis hastalığa ve ayrıca bu gruptan tamamen ilgisiz diğer birçok hastalığa etkili olduğunu iddia etmektedirler.

CİDDİYE ALMAYIN

Bir sır veya mucize olan tedaviyi, buluşları çalınabileceği için, yalnız kendilerinin verebileceklerini ifade ederler, tedavi ile şifa sağladıkları eski hastalarından mektuplar ve şahitlere sahip olduklarını ileri sürerler, tanınmış kişileri bu düşünce ve yöntemlerin destekleyicisi olarak gösterir ve başarısızlıklarını yönteme değil, hastaya yüklerler. Klasik tıbba karşı ciddi bir sorun olan bu uygulamalara hastaların yaklaşımı için çeşitli nedenler var. Önde gelen neden korkudur. Çünkü, genelde kanser birçok kişiye göre kısa sürede ağrılı ölümle eş anlamlıdır ve doktorun iyileşme için güvence veremediği durumlarda korku daha çok artar. Ayrıca, klasik kanser tedavisi şekil bozukluğu, yanık, bulantı ve kusma, saç dökülmesi seksüel yetmezlik endişesi ve bağışıklık sisteminin bozulması gibi sonuçlara da varabileceğinden, hasta bilimsel tedavi süresince kendisinin yapabileceği çok az şey olduğunu düşünerek tedavi ve iyileşme yolunda daha aktif olacağı olanakları sunan yöntemleri tercih edebilmektedir.

UZMANDAN ŞAŞMA

Ancak, bu kişiler, bu çare ve yöntemler şifa sağlayamadıkları gibi, ayrıca, kalifiye bir doktorun tedaviye başlayarak şifa elde etme zamanını ve şifa olanağını da azaltırlar. Bu nedenlerle, kanserin ne olup/olmadığını ve bilimsel tıbbın ne olduğunu ve ne yaptığını çok iyi bilmek gerekir. Her ne kadar “doğaya dönüş” günümüz modası olsa da bilim ve teknoloji inançsızlığını da kabul etmek mümkün değildir. Bu alanda ileri düzeyde olan ülkelerde kanserin gerek tanı gerek tedavi olanakları için milyarlarca dolar sarf edilirken, sorunu mutfakta kaynayan ısırgan otu veya zakkum tenceresi, öldürülen kaplumbağa kanı ve benzeri kanıtlanmamış çareler ile çözmek mümkün değildir. Kanser tedavisi konunun uzmanları olan doktorlar tarafından yapılmalıdır. Bilim ve akıl yolundan sapmak, yalnızca zaman kaybına ve bilimsel gerçeğin ışığından uzaklaşmaya yol açar.

Tedavide geç kalmayın…

Kanserde erken teşhis tedavi şansını arttırır, kolaylaştırır, doku ve organ kaybını önler ve sakatlık bırakmaz, tedavi giderlerini azaltır. Kanserde daha güvenilir teşhis yöntemleri ve daha etkili tedavi şekilleri her geçen gün yeni bir aşama göstermektedir.

Cerrahi Onkoloji: Genellikle organ kanserlerinde ilk tedavi seçeneğidir. Bu tedavide kanserli doku ve yöresel lenf bezleri ameliyat ile çıkarılır.

Radyasyon Onkolojisi: Kanserli doku ve yöresel lenf bezlerindeki kanser hücrelerinin çoğalmasını önleme ve öldürülmesine yönelik radyoaktif ışınlama tedavisini uygulayan uzmanlık dalıdır.

Tıbbi Onkoloji: Kanser ilaçlarını uygulayan uzmanlık dalıdır. Ayrıca kanserlerin bir grubu yalnız ilaçlarla tedavi edilebilmektedir. Tıbbi onkoloji uzmanlığının tedavide kullandığı ilaçların sayısı, alanı ve uygulama yöntemleri gün geçtikçe genişlemektedir.

Kemoterapi: Tıbbi onkolojinin uyguladığı ilk tedavi yöntemidir. Kanser hücresinin öldürülmesine yönelik ilaçlarla yapılan bu tedavi son yıllarda büyük aşama göstermiştir. Kemoterapi ameliyatlar ile birlikte de kullanılmaktadır. Erken dönemde teşhis edilen hastalarda, saptanması mümkün olamayan mikroskobik yayılmalar olabilir görüşü içerisinde, birçok kanserde ameliyat sonrası kemoterapi uygulanmaktadır. Aynı görüş içerisinde ya da ameliyat edilemez durumda olan hastalarda ameliyat öncesi kemoterapi yapılmaktadır. Kemoterapi bazı kanserlerde radyoterapi beraberliğinde uygulanmaktadır. Ayrıca kemoterapinin tek başına sonuç aldığı bazı kanserler de vardır.

Biyolojik tedaviler:

Biyolojik tedavilerde temel yaklaşım insanın normal hücrelerinin bütünlük ve çalışmasını bozmayacak şekilde sonuca ulaşmaya yöneliktir. Biyolojik düzenleyiciler adı altında toplanan ilaçların kanser hücresini öldürmekten çok genellikle tümörün gelişim olayına etkili oldukları kabul edilmektedir. Bu grupta vücudun temelde mevcut olan savunma sistemini düzenleyen veya eksiklerini tamamlayan bağışıklık uyarıcılar, bozuk genleri onaranlar, hücre bölünmesini durduranlar, tümör dokusunun damar yapmasını önleyiciler, kanser hücresini intihara zorlayanlar ve yayılmayı engelleyenler bulunmaktadır.

Hormonlar: Bir grup kanserin hormon bağımlı olduklarını bilinmektedir. Bu grup kanserlerin tedavisinde hormonların sentezini veya etkisini önlemeye yönelik ilaçlar kullanılmaktadır.

Ve beslenme…

Görgüler ve araştırmalara dayalı sayısal değerlendirmelere göre, kanserin olası sebepleri arasında dengesiz beslenme yüzde 35 oranında yer tutmaktadır ve dengesiz beslenmenin yanına bazı yaşam alışkanlıkları eklenirse bu oran yüzde 85 değerine kadar yükselmektedir.

Antioksidanlar: İnsanda DNA yapılarını değiştirerek tümör gelişmesine zorlayan maddelere karşı vücudu korudukları varsayılıyor.

Fitokimyasallar: Antioksidan, besin koruyucu ve kanser yapıcı ajanlara karşı engelleyici etkileri olabileceği bildirilmektedir. Domates, maydanoz, portakal gibi koyu sarı, yeşil meyve ve sebzelerde karotenoidler; brokoli, lahana, şalgam gibi turpgiller grubunda indoller; yeşil çay, soğan, elma, fasulye gibi meyve ve sebzelerde flavonoidler; limongiller ve trunçgillerde biflavonoidler; soğan ve sarımsakta alisin; yeşil yapraklı sebzelerde lutein; soya fasulyesinde isoflavonlar; ahududu gibi mavi ve kırmızı meyvelerde ve sebzelerde antosiyaninler; zeytinde, limongillerde, baklagillerde fenolikler ve domateste likopen gündemde olanlardır. Yüksek fitokimyasal maddeli yiyecekler brokoli, dutlar, soya kabukları, armutlar, şalgamlar, kereviz, havuç, ıspanak, zeytinler, domates, mercimek, sarımsak, kayısı, soğanlar, soya fasulyesi, yeşil çay, şeftali, kıvırcık ve Brüksel lahanadır.

Omega-3 yağ asitleri: Deniz ürünleri, keten tohumu yağı ve fasulyede bulunan bu asitlerin meme ve prostat kanserleri risk ve gelişmesini önlemede rolleri olabileceği bildirilmektedir.

Pages: Prev 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 ...88 89 90 Next