Archive for the "Sağlık" Category

Tıp birincisinden acı itiraf

Posted by: adminin Sağlık
29
Haz

Tıp birincisinden acı itiraf
Dr. Tuğba Akın, mezuniyet töreninde acı konuştu. İnternlerin (stajyer hekim) sadece yüzde 2.8’inin gelecekten umutlu olduğunu söyleyen Akın, sağlık ve eğitim sistemini kıyasıya eleştirdi

Dün, Türkiye’nin sayılı okullarından olan Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin mezuniyet töreni çok sarsıcı bir konuşmaya sahne oldu. Fakülteden birincilikle mezun olan Dr. Tuğba Akın, kürsüden yaptığı konuşmada acı itiraflarda bulundu. İşte çiçeği burnunda doktorun eğitim sisteminin eksikliklerini gözler önüne seren konuşmasından çarpıcı bölümler:

Hekime değer verilmiyor

“İnternler arasında yaptığımız ankete göre arkadaşlarımızın sadece yüzde 2.8’i gelecekten umutlu. Geri kalan kısım ise meslek yaşantısı ile ilgili beklentilerinin gerçekleşmesi konusunda umutsuz ve karamsar. Hekimlik gibi prestijli bir mesleğe birkaç adım kala hekimlerin karamsar olmasının nedeni çok açık. Çünkü bizler siyasi dengeleri hâlâ oturmamış, sağlık politikalarının sürekli değişiyor olduğu ve hekimine gereken değer ve imkanın verilmediği bir ülkede yaşıyoruz. Anket sorularından biri de şuydu: ’Kendi döneminizden bir hekim arkadaşınıza anne babanızı emanet eder misiniz?’ Çıkan sonuç aslında çok vahim. Sadece yüzde birimiz ailemizi tam güvenerek, aynı dönemde mezun olduğumuz hekim arkadaşına emanet ediyor. Burada hem kendi, hem de fakülte eğitimimiz adına ciddi bir öz eleştiri yapmalıyız. Aslında bu sorunun cevabı bir başka anket sorusunda saklı. ’İnternlük döneminizde eğitiminizi kimlerden aldınız?’ İntern arkadaşlarımız bu soruya, iş yükü zaten ağır, vakti kısıtlı olan ve zaten kendisinin burada bulunuş amacı eğitim almak olan asistan hekimler olarak cevap vermişler. Oysa ki tıp fakültesinde sadece bir sene sonra tek başına hasta bakacak olan hekim adaylarına eğitim vermesi gereken kişilerin öğretim üyeleri olması gerekli değil midir?”

’Hoca yüzü görmüyoruz’

“Bu fakültenin öncelikli amacı hekim yetiştirmek değil midir? O zaman neden bazı polikliniklerde hiç hoca görmeden, sabahtan akşama kadar sadece asistan hekimlerle hasta bakıyoruz? Neden bazı bölümlerde öğrenci pratiklerini öğretim üyeleri yerine asistanlar yaptırıyor? Bizler burada hastanenin iş yükünü azaltmak için mi varız? Bedava iş gücü olarak mı görülüyoruz? İnternlerin yüzde 74’ü öğretim üyelerinin tekrarlayan eğitici eğitimi almaları gerektiğini düşünüyor. Yine anket sonuçlarına göre, intern hekimlerin bir çoğu kendini birinci basamak sağlık kuruluşlarında çalışmak için yetersiz hissediyor. Birincil amacın pratisyen hekim yetiştirmek olduğu fakültemizde bu durumda amaç ile sonuç birbirine uymamaktadır. Öğrenciler internlük dönemlerinde, izin hakkı dahi olmadan çalıştırılıyor. Hastalanmaları yasak. Yakınlarının nişan, düğün törenleri gibi önemli olaylarda dahi izin alamıyorlar. Bu ankette amacımız birilerini üzmek değildir. Bunların hepsi düzeltilebilir.”

REKTÖR’DEN ÖVGÜ

Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. İsrafil Kurtcephe dönem birincisi Akın’a övgü yağdırdı: “Gençlerimiz, Atatürk’ün onlardan beklediği görevi yapabileceklerine inandıklarını, genç hekimlerin Atatürk’ün sevdasıyla yüreklerinin çarptığını, demokrasinin gereklerini yapabildiğini, bu kürsüye çıkan Dr. Tuğba Akın’ın konuşmasıyla gösterdi. Özeleştiri yapabilen, kendi kusurunu, eksiğini ortaya koyabilme cesaretini gösteren, kurumunun daha mükemmel hale gelmesi için şahsi hesaplarını bir kenara bırakıp, kamu yararına her türlü cesareti ve beraberinde riski göz önüne alarak kurumu adına söz söyleyebilen insan sadece takdir edilir, alnından öpülür. Ben de Akın’ı alnından öpüyorum.”

Migren Neden Oluyor

Posted by: adminin Sağlık
28
Haz

Türk araştırmacılar, toplumda yüzde 20 oranında görülen migren hastalığına büyük oranda neden olan bir faktörü ilk kez tanımladı.

Araştırmacılar, yeryüzünde rüzgarla yer değiştiren sahra çölü tozlarının migrene neden olduğunu ve hastalığı tetiklediğini laboratuar ortamındaki deneylerle kanıtladı.

ABD’deki Harvard Üniversitesi’nde baş ağrıları üzerine araştırmalarıyla tanınan Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Nöropsikiyatri Merkez Müdürü Prof. Dr Hayrunnisa Bolay ve Hacettepe Üniversitesi Çevre Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemal Saydam’ın ortak çalışmasında, rüzgarla taşınan ve atmosferde su ve güneşle değişime uğrayan sahra çölü tozlarının migrene neden olduğunu ve bunların belli dönemlerde hastalığı tetiklediği ortaya çıktı.

Bu tozlardan verilen deney hayvanlarının beyinlerinin ağrı merkezinin aktif hale geçtiğini keşfeden araştırmacılar, bunların alerji, astım gibi hastalıkları da tetiklediğini öngörüyor.

AA muhabirine bilgi veren Prof. Dr. Bolay, bahar dönemlerinde lodosun artmasıyla birlikte baş ağrısı, yüksek tansiyon, astım ve halsizlik gibi yakınmalarda artış gözlendiğini anlattı.

Bolay, migrenin toplumda görülme sıklığının yüzde 20 oranında olduğunu, hastalığı tetikleyen nedenlerin ve mekanizmaların yalnızca bir kısmının tanımlanabildiğini, bu eksikliğin de yeni mekanizma ve ilaç arayışlarına gereksinimi arttırdığını ifade etti.

”TOZLAR ATMOSFERDE DEĞİŞİME UĞRUYOR”

Literatürde de ani hava değişimlerinin baş ağrılarını arttırdığına dair yayınların bulunduğunu kaydeden Prof. Dr. Bolay, Prof. Dr. Saydam’la birlikte yaklaşık 4 yıl önce başlattıkları çalışmalarda sahra tozunun arttığı dönemlerle baş ağrılarının ilişkisinin olup olmadığını araştırmaya başladıklarını dile getirdi.

Dünya ülkelerinin çeşitli çöl kaynaklarının tozlarından etkilendiğini, Türkiye’yi en çok etkileyen tozların da Afrika’daki Sahra Çölü’nden kalkan tozlar olduğunu dile getiren Bolay, şunları kaydetti:

”Bu tozlar, atmosferde bulutlarla Avrupa ve Amerika gibi başka kıtalara da hareket ediyor. Bu sırada güneş ışığının ve bulutun içindeki suyun da etkisiyle tozla birlikte virüs ve bakteri gibi mikroorganizmalar üremeye başlıyor. Ardından bunlar hızla çoğalıyor ve mikroorganizmaların yanında bazı aminoasitler ve demir gibi moleküller ortaya çıkıyor. Bu tozları Türkiye’ye taşıyan ise lodos rüzgarı.”

TOZ VERİLEN HAYVANLARDA BAŞ AĞRISI

Sahra çölü tozlarının ilkbahar ve sonbahar mevsimlerinde artış gösterdiğini vurgulayan Bolay, çalışmayla ilgili şu bilgileri verdi:

”Laboratuvarda atmosferik hava koşullarını taklit edecek bir ortam oluşturduk. Deney hayvanlarının bir kısmına bu tozlardan verirken, bir kısmına vermeyerek testlerimize başladık. Tozları su ve güneş ışığını taklit edecek enerjiye maruz bıraktık. Bunları, yaklaşık 24 saat sonra deney hayvanlarının soludukları havanın içine katkı olarak verdik.

İki saatin ardından temiz havada bulunan hayvanlara göre bu ortamı soluyan hayvanların beyinlerindeki ağrı merkezlerinin aktive olduğunu gösterdik. Bunu beyin dokularını özel metotlarla inceleyerek gördük.”

”TOZUN İÇİNDEKİ ORGANİZMALAR ETKİLİ”

Shra tozlarının ağrıyı tetiklediğini gösteren bu bulguların bir sonuç çıkarmak için yeterli olmadığını bu nedenle de ikinci aşama deney çalışmalarına başladıklarını aktaran Bolay, ”Çünkü tozun kendisi de ağrıya yol açıyor olabilirdi. İkinci deneyde de tozlara radyasyon vererek içindeki bütün canlıların ölmesini sağladık. Böylece tozun içinde virüs, bakteri gibi mikroorganizmalar kalmadı. Bunlar öldükten sonra aynı tozu tekrar aldık ve yine hayvanların soluduğu havanın içine verdik” bilgisini verdi.

Deney hayvanlarına tozu mikroorganizmalardan arındırarak verdiklerinde tozlu olmayan ortamdan farklı bir reaksiyona rastlamadıklarını bildiren Bolay, ”Bu da etkinin tozun kendisinden değil, birlikte taşıdığı mikroorganizmalardan geldiğini kanıtlıyor” dedi.

”Filtreleme” yöntemi kullanarak yaptıkları bir başka deneylerinde ise 450 nanometrenin altındaki partiküllerin migren ve baş ağrısını tetikleyebildiğine dair bazı ön bilgiler topladıklarını aktaran Bolay, ”Bu boyut ise şu an bildiğimiz bakterilere göre çok küçük bir boyut. Bu nedenle de etkinin mikroorganizmaların kendisinden değil ama onlarla birlikte taşınan bazı ürünlerden kaynaklanabileceğini ortaya koyduk” diye konuştu.

”DÜNYADAKİ İLK ÇALIŞMA…”

Bolay, ”Bu etkileri dünyada ilk kez biz bu çalışmayla gösteriyoruz” diyerek, çalışmanın atmosferde bugüne kadar bilinmeyen bir faktörün etkisini ortaya koyması bakımından önemli olduğunu vurguladı.

Sahra tozunun yalnızca migren ya da diğer gruptaki baş ağrılarını tetiklemediğini, aynı zamanda astım, alerji ve yüksek tansiyon gibi diğer hastalıkları da tetiklediğine dair öngörüleri bulunduğunu dile getiren Bolay, ”Bu çalışmadan çıkacak sonuçlar çok fazla. Bulunması ve araştırılması gereken cevaplar çok. Bu nedenle çalışmaya destek bekliyoruz” dedi.

Bolay, yapılacak çalışmalarla ilgili olarak vücutta hangi yollarla ağrıyı tetiklediğinin bilinmediğini, Harvard Üniversitesinde yaptığı çalışmalarda gösterdikleri nitrogliserinin etkisine benzer bir etki olabileceğini vurguladı ve bu mekanizmaların aydınlatılması ile hastaların hava durumuna göre önceden haberdar edilerek ilaç kullanabileceklerini bildirdi.

Bolay, ”Örneğin ‘iki gün sonra toz gelecek veya Mart ayı süresince toz taşınıyor o nedenle o ay için şu ilacın kullanılması gerekecek” şeklinde mevsimsel tedavilere gidilebileceğini ifade etti.

”Bu çalışma hastalıklara ve tedavi şekillerine bakışımızda yeni bir ufuk açıyor” diyen Bolay, çalışmanın uluslararası dergilerden ”Sefalalji” isimli dergide yayımlandığını ve çalışmanın sonuçlarının Dr. Hacer Doğanay tarafından tez haline getirildiğini anlattı.

ÇÖL TOZLARININ HAREKETLERİ”

Prof. Dr. Cemal Saydam ise çöl tozlarının dünya üzerindeki hareketleri üzerine 15 yıldır çalıştığını, 1994′de Türkiye’de ilk uydu alıcı istasyonunun kurulmasıyla bu tozların hareketinin anında görülmeye başlanmasıyla konunun üzerine daha çok gittiğini anlattı.

Sahra tozlarıyla sağlığın ilişkisini kurmasında eşinin migren ve alerji rahatsızlıklarının etkisinin olduğunu dile getiren Saydam, eşinin Mersin’de belli dönemlerde artış gösteren rahatsızlıklarının çöl tozlarının artış gösterdiği döneme denk geldiğini ifade etti.

Kurduğu internet sitesinden tozların arttığı dönemde ağrıların arttığını gösteren mailler aldığına işaret eden Saydam, daha sonra Gazi Üniversitesi ile çalışmalara başladıklarını kaydetti.

”KUSURA BAKMAYIN AMA BİZ BULDUK”

Çalışmanın, Türkiye’deki çeşitli çevrelerce başka bir ülkede daha önce yapılmadığından, ”bilimsel” olarak nitelendirilmediğini aktaran Saydam, ”Biz de onlara ‘Bu dünyada ilk çalışma. Kusura bakmayın ama bunu biz bulduk’ diyoruz” diye konuştu.

Saydam, sahra tozlarının yoğunluğunda Türkiye’de en fazla risk altında olan bölgenin Akdeniz olmasına rağmen, Türkiye’nin hemen hemen her noktasının lodosa maruz kaldığından risk altında olabileceğini söyledi.

Bu tozları kullanarak yağmurun da yağdırılabileceği üzerine çalışmalarının da bulunduğunu anımsatan Saydam, bu çalışmaların üzerine gidilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

10 Milyon Kişiye Aşı

Posted by: adminin Sağlık
3
Haz

10 milyon kişi aşılanacak!

Sağlık Bakanlığı Türkiye’de domuz gribi (A/H1N1) aşısını, kronik hastalığı olanlar, 65 yaşın üzerindekiler, sağlık personeli ve önemli kamu hizmeti gören 10 milyon kişiye ücretsiz uygulamayı planlıyor.

Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Turan Buzgan, dinleyici olarak katıldığı Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde düzenlenen “Tam Gün Yasası” konulu toplantı sürerken gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Buzgan, 18 yaşın altındakiler için ruhsatı olmayan aşının çoklu dozlarda piyasaya sürüleceğini, mevsimsel grip aşısındaki gibi piyasada tekli dozlar halinde satılma ihtimalinin az da olsa bulunduğunu bildirdi.
Aşının enfeksiyon hastalıklarında en önemli korunma yöntemlerinden birisi olduğunu ifade eden Buzgan, şu anda domuz gribine (A/H1N1) karşı henüz geliştirilmiş bir aşının bulunmadığını söyledi.

Ancak, aşı üretme ve geliştirme çalışmalarının devam ettiğini hatırlatan Buzgan, “Aşı üreticileriyle görüşüyoruz. Kuvvetle muhtemel eylül sonu-ekim başında aşı hazır olacak. Zaten ön anlaşmaları yaptık, hazır olduğunda üreticilerden aşıyı aldıktan sonra öncelikle risk gruplarını aşılayacağız. Tabii toplumun tamamının aşılanmasına ne gerek, ne de ihtiyaç var” diye konuştu.

Yaz dönemi olması nedeniyle insanların kapalı ortamlarda daha az bulunduğunu, okulların tatil olduğunu, sportif karşılaşmaların büyük oranda tamamlandığını kaydeden Buzgan, bu sürecin, hazırlıklar açısından kendilerine bir avantaj sunduğunu belirtti.

Okullar açılıncaya ve hac dönemi başlayıncaya kadar geçen sürede aşının üretim bandından çıkması halinde Türkiye’nin buna ulaşan ilk ülkelerden birisi olacağını kaydeden Buzgan, riskli guruplar başta olmak üzere gerekli kişilere aşı yapacaklarını söyledi.

Geliştirilme aşamasındaki aşının 18 yaşından küçükler için ruhsatının olmayacağını bildiren Buzgan, ancak çalışmaların sürdüğünü, çocuklar için de ruhsatlandırılması halinde bu yaş grubundakilere de aşının uygulanabileceğini belirtti.

“AŞI TÜRKİYE’YE PİYASAYA ÇIKAR ÇIKMAZ GELECEK”

Buzgan, “Aşılanacak risk grubundakilerin kimler olacağını” şöyle açıkladı:
“Kronik hastalığı olanlar, 65 yaşın üzerindekiler, belirli bir yaşın özellikle 5 yaşın altındaki çocuklar, bulaştırmada hem araç olabilme ihtimalleri, hem de hizmet sunabilmeleri için ayakta kalabilmeleri açısından sağlık personeli, belediye ve güvenlik hizmetleri gibi kamu hizmeti görenlerin de aşılanması gerekiyor. Risk gruplarını da daha da artırmak mümkün ama ilk etapta bunlar aşılanması gereken gruplar.”
Buzgan, aşının eylül sonu ya da ekim başında piyasaya çıkacağını, Türkiye’ye de aynı anda geleceğini bildirdi.

Aşının 2 doz halinde uygulanacağını, Dünya Sağlık Örgütünün görüşünün de aynı yönde olduğunu anlatan Buzgan, “Birinci dozdan sonra ikinci doz 3 hafta sonra yapılacak ama üretici firmaların yaptığı çalışmalar da var. 2 dozun aynı anda uygulanması veya bir ya da iki hafta arayla ikinci dozun uygulanması gibi, acil durumlarda böyle bir şeye de imkan verecek gibi görünüyor ama kesin bir şey söylemek için henüz erken” şeklinde konuştu.
İhtiyaçlarla mali kaynağın dengelenmesi gereği göz önüne alınarak asgari 10 milyon kişi için aşı alınacağını bildiren Buzgan, bunların söz konusu kişilere ücretsiz uygulanacağını belirtti.

HAC ORGANİZASYONU

Buzgan, hac organizasyonunun ertelenip ertelenmeyeceği konusunda Diyanet İşleri Başkanlığı ile görüşmeler yaptıklarını söyledi.

Erteleme konusunda bir şey söylemek için henüz erken olduğunu vurgulayan Buzgan, “Bakanlık olarak bu konuyu bilim kurulumuzda da görüştük. Tabii bir avantajımız şu: Hac mevsimi kasım ayında. Eylül sonu-ekim başında aşının gelme ihtimalinin yüksek olduğunu düşünürsek, tüm hacı adaylarını da hacca gitmeden önce aşılamamız mümkün olabilecek. Bu açıdan bakıldığında, aşının çıkması durumunda herhangi bir iptal söz konusu olmaz. Onun dışındaki ihtimalleri bilim kurulumuz ve ilgili bakanlıklarla görüşmemiz gerekecek” diye konuştu.

Buzgan, Suudi Arabistan’ın bu yıl dışarıdan hacı adayı gelmemesi yönünde karar da alabileceğini, bunun kendileri dışında bir konu olduğunu söyledi.

Mevsimsel grip aşısındaki gibi A/H1N1 aşısının piyasada satılıp satılamayacağı konusunda bir şey söylemek için erken olduğunu ifade eden Buzgaün, ne kadar aşı üretileceğini göz önüne almak gerektiğini belirtti.
Buzgan, şunları kaydetti:

“Aşı firmaları tek dozluk aşı üretmeyi şu anda düşünmediklerini dile getirdiler. Çoklu dozlu aşılar, yani bir tüpte 10 doz aşı olacak şekilde üretim yapmayı planlıyorlar. Hem üretim hızlı ilerlesin, hem de daha çok kişi aşılansın gibi bir çıkış noktası var. Piyasada satılma ihtimali az da olsa var ama öncelikle riskli grupların aşı yaptırması gerekeceğinden böyle bir toplumsal bakışın daha doğru olduğunu biz de düşünüyoruz.”
Buzgan, riskli gruptakilerin aşılanmasına yönelik Maliye Bakanlığı ile görüştüklerini ve gerekli kaynağın ayrıldığını bildirdi.

Diyaliz

Posted by: adminin Sağlık
27
May

Diyaliz:
İnsanlarda karın bölümünün ortalarına yakın kısmında vücudun her iki yanında bulunan organlara böbrek denir. Böbrekler vücutta kanın süzülmesi ve kan içerisinde bulunan üre, ürik asit, fazla su ve zehirli maddelerin süzülmesiyle görevlidir.
Bu organlarımız görevlerinin yapamayabilirler. Bu durumda bu organların yapamadığı “kanı süzme işlemini” bizim makineler yardımıyla yapmamız gerekir. İşte bu makinelerle yapılan kanın süzme işlemine diyaliz denmektedir.
Diyaliz işleminde;

Atıkların, tuzun ve suyun vücutta birikmesinin engellenmesi,
Potasyum, sodyum, ürik asit, amonyak ve bikarbonat gibi bazı kimyasal maddelerin güvenli düzeyde tutulmasının sağlanması,
Kan basıncının kontrol altında tutulması,
Bazı zehirli maddeler ve ilaçlar atıklarının kandan temizlenmesi gibi amaçlar güdülür.
Diyaliz; Hemodiyaliz ve Periton Diyaliz olmak üzere ikiye ayrılır.

Hemodiyaliz:
Bu yöntemde atıkların, kimyasal maddelerin ve fazla suyun dışarıya alınması Hemodiyalizör adı verilen bir alet yardımıyla yapılır.
Hemodiyaliz işlemi; koldan veya bacaktan damar içerisine ine yardımıyla girilerek ve buradan alınan kanın Hemodiyalizör makinesinden geçirilerek süzülmesi işlemidir. Bu süzülen kan daha sonra tekrar damara verilir. Böylece eksilen ve süzülen kan temiz olarak tekrar vücuda verilmiş olur.

Hemodiyaliz sırasında istenmeyen olasılıklar:
Her ne kadar dikkat edilmiş olsa da hemodiyalizden dolayı bazı istenmedik durumların ortaya çıkma olasılığı vardır. Bu durumlar,

Setlerin takılması sırasında damara giriş problemleri
Kan dolaşımına hava kaçağı
Giriş yerinden olabilecek kanamalar
Setlerde kanın pıhtılaşması ve buna bağlı kan kayıpları
Kandaki alyuvarların ani olarak parçalanması
Kan dolaşımı içine mikropların girmesi (sepsis)
Vücut ısısının aşırı düşmesi (hipotermi)
Vücut ısısının yükselmesi (ateş)
Alerjik reaksiyonlar (set sistemi veya diyalizöre karşı)
Gerekirse kan verilmesi ve bu sırada ortaya çıkabilecek alerjik reaksiyonlar
Tansiyon yükselmesi (hipertansiyon) veya tansiyon düşmesi (hipotansiyon)
Kalpte ritim bozuklukları (kardiyak aritmiler)
Ani kalp durması (kardiyak arrest)
Karın ağrısı
Akciğerlerde fazla sıvı birikmesi (akciğer ödemi)
Nöbet geçirme, bilinç değişikliği, kafa içine kanama şeklinde sıralanabilir.
NOT: Bu durumları engellemek için yapacağınız fazlaca bir şey yoktur. Ancak diyaliz merkezlerini iyi seçmek veya gördüğünüz aksaklıkları gerekli birimlere hemen bildirmek sizler ve sizin gibi binlerce hasta için oldukça önemlidir. Bu konuda duyarlı olmanız gerekmektedir.

 
Peritonal Diyaliz:
Bu diyaliz şekli genel anestezi altında yapılacağından zor ve olası büyük sorunları olan bir diyaliz şekildir. Ancak Hem diyalizin yapılamayacağı durumlarda başvurulabilecek bir yöntemdir.
Peritonal diyalizde karın bölgesine yapılan kesiden sonra hastanın karın boşluğuna kateter yerleştirilir. Daha sonra diyaliz için karın boşluğuna diyaliz sıvısı doldurulur ve belirli bir süre bekledikten sonra bu sıvı alınarak yenisi karın boşluğuna doldurulur. Yabancı maddeler dışarıya atılmış olur. Bu yöntemde kandaki yabancı maddeler karın zarındaki kılcallar yoluyla uzaklaştırılmaktadır.

Periton diyaliz de istenmeyen etkiler:
Hemodiyalizde olduğu gibi periton diyalizinde de bazı sorunlar ortaya çıkabilir. Bu sorunlar;

Karın zarının ve karın boşluğunun iltihabı (peritonit)
Kateterin çıkış yerinde iltihap
Karın içi organlarının iltihabı
Hidrotoraks (göğüs kafesinde sıvı birikmesi), karın duvarında ve kasık bölgesinde diyaliz sıvısının sızması
Karın içi ya da dışına kanama (hemoraji)
Bağırsaklar ya da diğer karın içi organlarında zedelenme ya da yırtılma,
Bağırsakların çalışmasının durmasına bağlı barsak tıkanması (intestinal obstrüksiyon)
Tansiyon düşmesi (hipotansiyon)
Vücuttan protein kaybı, iştahsızlık
Kan şekeri yükselmesi (hiperglisemi)
Tansiyon yükselmesi (hipertansiyon)
Kalpte ritim bozuklukları, şeklinde sıralanabilir.
Diyaliz Hastaları için diyet ve beslenme esasları:
Eğer diyaliz hastası iseniz en çok dikkat etmeniz gereken şey beslenme rejiminiz ve kilo sorunlarınız olacaktır. Az kilolu olmak veya çok kilolu olmak diyaliz hastaları için olumsuz bir durumdur. Diyaliz e girme sıklığınıza göre su alınımınız da önemlidir ve kesinlikle dikkat edilmesi gereken bir durumdur

Pages: Prev 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 Next