Archive for the "Aşka Dair" Category

Sevgiye dair

Posted by: Sedefin Aşka Dair
28
Ağu

Sevgi konuşulmaz, yaşanır. Sevgiyi konuşmak, sözün bittiği yerden konuşmaktır. İnsan ancak sevgiye dair konuşabilir. Ey sevgili okur! Bu yazıyı “sevgiye dair��? bir yazı olarak oku! Sevgi ışık gibidir, sevgisizlik karanlık. Karanlığın kaynağı olmaz. Karanlık ışığın yokluğu halidir. Fakat ışığın bir kaynağı olmak zorundadır. Kaynaksız ışık olmayacağı gibi, kaynaksız sevgi de olmaz.

Sevginin kaynağı Allah’tır. Sevgi ırmağı Allah’tan çağlar. Zira o el-Vedud olandır. Vedûd ismi, fe’ûl veznindendir. Bu veznin özelliği, hem fail hem mef’ul, hem etken hem edilgen olmasıdır. Bu yüzden Vedud ismi, hem “En çok seven��?, hem de “En çok sevilen��? anlamına gelir. Bir başka ifadeyle, hem “sonsuzca seven��?, hem de “sevilmeyi isteyen��? anlamını verir. Vedud ismini diğer birçok isimden ayıran fark da budur.

Allah Rezzak ismiyle “rızık verir��?, Hallak ismiyle “yaratır��?, Ğaffar ismiyle “bağışlar��?, Rahman ismiyle “rahmet eder��?. Bu ve bunun gibi isimler hep tek taraflıdır. Fakat Vedud’a gelince iş değişir, çift taraflı bir ilişki başlar: Hem sever, hem de sevgi ister. İşte bu, sevgi farkıdır.

Allah isminin mücerret hali “e-l-h��?dir. Bu harflerin yer değiştirmesinden ancak 7 kompozisyon oluşturulabilir. Bunların tümü tek bir manaya delalet eder: Sevgi. Onun el-Esmau’l-Husna’sı, ondan neşet eden sevginin esma prizmasındaki yansımalarıdır. Besmele ile Müslüman diline pelesenk olan Rahman ve Rahîm, O’nun özünde ve işinde sevgiyle dolu olduğunu gösterir.

Allah’a nisbet edilen sevgi “hubb��? ve “vudd��? kelimeleriyle ifade edilir. Kur’an ve sünnet edebiyatında ‘aşk’ kelimesi ilahi sevgi için hiç kullanılmaz. Zira “sarmaşık��?, “sarmaşık gibi sevdiğine sarılan ve onu esir alan��? anlamına gelen ‘aşk’, beşeri sevgiyi ifade eder. Hubb ise “tohum, çekirdek, öz��? manasına gelir. “Hububat��? buradan gelir. Sevgiye “muhabbet��? denmesinin hikmeti bellidir: Sevgi, mahlûkat ağacının tohumudur. Mahlûkat ağacının en soylu meyvesi olan insan da, sevgi tohumunun kendi tohumunu içinde taşıyan meyvesidir.

Meyve, köküne olan sadakatini sevgiyle isbat eder. İnsanın Allah sevgisi de böyledir. Bu yüzden vahiy sevgide en büyük payın Allah’a ayrılmasını şart koşar: “İman edenler her şeyden daha çok Allah’ı severler��?. Ve Hz. Peygamber’e şöyle söylemesi emredilir: “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız beni izleyin ki, Allah da sizi sevsin.��? Allah ile kul arasındaki bu karşılıklı sevgi, daha başka ayetlerde de vurgulanır: “O (hakiki müminler) Allah’ı severler, Allah da onları sever��?.

Vudd, sevginin çok özel bir türünü ifade eder. Bu tür bir sevgi, bahşedilen bir sevgidir. Veren kaynaktan bir öz taşıdığı için de ölümsüzdür. Okuyun şu ayeti: “İman eden ve salih amel işleyenler için Rahmân (ölümsüz) bir sevgi (vudd) bahşedecek��?. Bu yüzden olsa gerek ki, vahiy ilk yıllarda muhataplarını Cennetle müjdeleyip Cehennemle korkuturken, onların olgunlaştığı ileriki yıllarda “Allah sever-Allah sevmez��? diye müjdeler ve uyarır. Bu, Allah-kul ilişkisinde sevginin nasıl yüksek bir mertebeyi ihraz ettiğini gösterir.

Her şeyin sahtesi olduğu gibi, sevginin de sahtesi olur. Sahih sevgi düzeltir, kalp sevgi bozar. Kaynağında Allah’ın bulunmadığı bir sevgi sahte sevgidir, bunu pazarlayan da sevgi kalpazanıdır. Kaynağını kutsaldan almayan sevgi, sevgi değil tutkudur. Sevgi özü gürleştirdiği için insanı özgürleştirir, tutku ise tutuklar ve köleleştirir. Tutkunun adını sevgi koyanlar, iki kişilik yalnızlığı sevgi sanmakla sevgiye de haksızlık yapmaktadırlar.

Modern çağın üç sahte tanrısı vardır: Güç, para, seks. Bunlar tek dünyacı bir hayat tarzının teslisini oluşturur. Küresel değersizleştirme operasyonunun bir parçası olarak seks tanrısı, şimdilerde “sevgi��? adıyla pazarlanmaktadır. Hayat adını verdiğimiz bu kutsal emanet, fahiş ve fahişelerin elinde hiç bu kadar oyuncak olmamıştı. Libido, bilinci hiç bu kadar esir almamıştı. İnsanlık tarihinde şehvet simsarları, bu kadar müşteriyi bir arada hiç görmemişlerdi.

Seksin “sevgi��? adı altında pompalanması, küresel değersizleştirme operasyonunun doğal bir uzantısıdır. Bu operasyonun amacı hayatı anlamsızlaştırmak ve amaçsızlaştırmak, yani Allahsızlaştırmaktır. Kendisine karşı savaş ilan edilmesi gereken gerçek terör budur. Çünkü bu ahlak terörüdür. Bu terör, insan soyunu topyekûn tehdit etmektedir.

Zinaya “hayır��? diyemeyen sevgiye “evet��? diyemez. Zira zina, sevgiyi zehirler. Zehirli sevgi, çiftleştikten sonra dişisini sokarak zehirleyen haşarata benzetir eşref-i mahlûkat olan insanı. Onu erzel-i mahlûkat yapar, vahyin tabiriyle “Hayvanlar gibi, hatta ondan daha da aşağılık��? yapar. Mahremiyetin kalmadığı yerde iffet, iffetin kalmadığı yerde hürmet, hürmetin kalmadığı yerde hilkat bozulur. Hilkatin bozulduğu yerde fıtrat bozulur.

Fıtrat bozulursa artık orada insanı kimse tutamaz. Şehvete kimse bir sınır koyamaz. “Keyif benim değil mi, istediğimi yaparım��? diyen birine kimse hudut çizemez. İş sonunda 17 aylık bebeğe gelir dayanır. 17 yaşındakiyle zinaya hayır demeyenin, tecavüze uğrayan 17 aylık bebek için yaktığı ağıtlar, “timsah gözyaşları��? hükmündedir.

Herkes aklına koysun: Bir sınır yoksa hiç sınır yoktur.

Göçmen kus bütün bahar ve yaz boyunca
Küçük köyün üstünde uçmuş serçeyle beraber
Küçük sinekleri, kurtları yemişler,
Kış yağmurlarıyla şaha kalkmış, derelerden su içmişler.
Masmavi gökyüzünde dans etmişler,
Çiçek açan ağaçlara konup, papatya tarlalarında gezmişler…
Birbirlerine söz vermiş kuşlar;
Ayrılmayacağız diye.
Ama kış gelmiş,
Göçmen kuş adına yakışanı yapmaya kararlıymış,
Serçe ise her zamanki gibi sadık
Ama sevgi de yabana atılmaz bir gerçek.
Ayrılık acı, ihanet kötüymüş serçe için
Yasamaksa önemli imiş göçmen için.
O, baharların tatlı eğlencesiymiş sadece
Gel demiş serçeye benle beraber…
Başka bir bahara uçalım.
Serçe ise burada bekleyelim demiş yeni baharı
Ama kış acımasızdır demiş göçmen,
Yasayamayız burada, aç kalır üşürüz
Serçe hayır demiş korunuruz kötülüklerinden kışın beraber
Göçmen inanmamış serçeye hayır demiş gidelim.
Serçe için gitmek nasıl bir ihanetse yaşadığı yere
Kalmakta aynı şekilde ihanetmiş sevgiliye
Ve karar vermiş sevgiyi seçmiş
Uçacakmış yeni bir bahara…
Göçmen ve serçe çıkmışlar yola,
Ama serçe zayıfmış,
onun kanatları uzun uçuşlar için değil.
Dayanamayacakmış bu yola
Oysa göçmenin kanatları güçlüymüş
Çünkü o hep kaçarmış kışlardan
Hep gidermiş zorluklarından kışın yeni baharlara
Bir fırtına yaklaşıyormuş.
Göçmen hızlı gidiyormuş fırtınadan, yakalanmayacakmış
Ama serçe iyice zayıf kalmış, yavaşlamaya başlamış
Göçmene duralım demiş artik.
Biraz dinlenelim
Göçmen itiraz etmiş, fırtına demiş, ölürüz.
Serçe çok fırtına görmüş, kurtuluruz demiş.
Ama göçmen yürü demiş serçeye
birazdan okyanuslara varacağız
Serçe sevgisine uymuş ve
peşinden son bir gayretle gitmiş göçmenin
Birazdan varmışlar okyanusa
Kurtuluşuymuş bu büyük deniz
Göçmen için çok iyi bilirmiş buraları
Ama serçe ilk kez görüyormuş ve sanki
Gökyüzünden daha büyükmüş bu yeni mavi
Serçe artık dayanamıyormuş,
Son bir sevgi sesiyle seslenmiş göçmene
Artik gidemiyorum…. Göçmen serçeye bakmış,
Bakmış ve devam etmiş……..
Okyanus çok büyükmüş, serçe ise çok küçük
Serçenin sevgisi de çok büyükmüş ama göçmen çok küçük…
Mavi sularında okyanusun bir minik SADAKAT …
Yeni bir baharın koynunda koca bir IHANET..

Ben kaçtıkça o beni kovalıyor. “Bir daha aşka dair yazmayacağım! Bana aşkı yazdırmayın!��? diye düşünsem de, ya aşk beni buluyor, yada aşıklar. Ya aşk vuruyor yüreğime, yada yüreğimde aşk acıyor.

Bu sefer “aşk cinayetleri��? başlıklı haberler takıldı gözlerime ve yüreğime. Neredeyse her gün gazete köşelerine yansıyor aşk cinayetleri. Yazık… Hem kızıyorum hem de üzülüyorum. Aşkından intihar edenlere de katil olanlara da… Ölenlere de, kalanlara da… Yakanlara da yananlara da… “Aşk��? zehir olmamalı. Aşk gibi bir duyguyla, “cinayet��? gibi bir kavramı yan yana nasıl yakıştırıyorsunuz? Aşk su gibi hayat vermeli insana… Ama zehir oluyor bazılarına. Neden?

Ne yaşamayı öğretebiliyoruz gençlere, ne de sevmeyi. Ne mutluluğu anlatabildik, ne de imtihanı. Ne hayatı anlatabiliyoruz gençlere, ne de ölümü. Yaşamı, sevmeyi, mutluluğu, imtihanı, hayatı ve ölümü anlamayan bir gençten “aşkı��? anlamasına beklemeye hakkımız yok. Her şey birbirine karıştı. * * * * *

Yaşlı bir bey, sabah erken evinden çıkmış, yolda ilerlerken, bir bisikletlinin kendisine çarpmasıyla yere yuvarlanmış ve hafif yaralanmış. Sokaktan geçen hemen yaşlı beyi en yakın sağlık ocağına ulaştırmışlar. Hemşireler, yaşlı adamın yaralarına pansuman yapmışlar, ama ‘biraz beklemesini ve röntgen çekerek herhangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını inceleyeceklerini’ söylemişler. Yaşlı bey huzursuzlaşmış, ‘acelesi olduğunu, röntgen istemediğini’ söylemiş. Hemşireler merakla acelesinin sebebini sormuşlar. Adamcağız da “Karım huzurevinde kalıyor. Her sabah onunla kahvaltı yapmaya gidiyorum. Geç kalmak istemem��? demiş. “Karınızın siz gecikince sizi merak edeceğini düşünüyorsunuz herhalde?��? demiş hemşireler. Adam üzgün bir ifadeyle, “Ne yazık ki benim karım Alzheimer hastası ve benim kim olduğumu bile bilmiyor!��? demiş. Hemşireler hayretle, “Madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor, neden onunla her sabah kahvaltı yapmak için koşturuyorsunuz?��? diye tekrar sormuşlar.

Adam buruk bir sesle “Ama ben onun kim olduğunu biliyorum!��? demiş. * * * * *

Aşkı kavuşmak sanan, kavuşamadığı zaman kendi hayatını da karşısındaki insanın hayatını da zehir eden gençler için aldım bu hikayeyi buraya. Gençler! Kavuşmak için sevilmez. Bilmelisiniz ki “kavuşmak��? kadar “özlemek��?de güzeldir. Kim bilir belki “aşkın kendisi��? kavuşmaktan daha güzeldir?

Gençler! Kulak verin bu sese!Aşk bilekte yaşanmaz, yürekte yaşanır. Yürekte yaşanan aşk, kavuşamadığını kırmaz… Kıramaz… Çünkü kıyamaz…“Mangal gibi yürek!��? derler ya… “Aşk��? içinde mangal gibi bir yürek lazım, yumruk olmuş bir bilek değil! Aşkı yüreğinizde değil de bileğinizde yaşarsanız, o bilek yumruk olur… O bilek tetik çeker… Hem kendine hem sevdiğine zarar verir, bileklerde yaşanan aşklar… Hatırlarsınız belki o sahneyi. “Gönül Yarası��? filminde Meltem Cumbul, sözlerini anlamadığı ama yüreğini titreten Kürtçe şarkıya ağlarken, “Abi bu türküye ağlamak için Kürtçe bilmek mi gerek?��? diyordu. Ben çok beğenmiştim o sahneyi. Aşk’ta öyle bir duygu işte… Anlayamaz, anlatamazsınız… Ağustos sıcağında üşümek, kış soğuğunda terlemek gibi…

* * * * * * * “İster bu cihanın aşkı olsun, ister o cihanın aşkı olsun, gerçek maşukta suret yoktur��? diyor Mevlana. Ey her kıyıya vuran okyanus… Ey her ülkeden geçen gür ırmak… Coşmana devam et, akmanı sürdür. Çünkü sana muhtacız. Sana ve seni anlamaya ne kadar muhtacız ey Mevlana! Hele de konu “aşk��? olunca…

Nasıl tanımlar, nasıl algılarsanız algılayın. Ama “aşk cinayeti��? kavramı asla doğru bir kavram değildir. Bencil, egoist, merhametsiz insanlar aptallıklarını tescil ettirmiş oluyor aşk cinayetiyle. Bu sadece duygusal bir cinnet… Sevdiğinin canını alan bir insanın sevgisine kim inanır? Evladını boğarak öldüren bir annenin sevgisi ne kadar sevgi ise, aşk cinayeti de o kadar aşktır. * * * * * *

Aşka dair yazmayacaktım ama yine yazdım. Aşk yazılacak bir duygu değil. Yazılamaz, yaşanır. Aşkı yazmakta zor yaşamakta… Allah yaşayanlara sabır versin! Aşkı yazarken bazen ellerim acıyor… Tıpkı yüreğim gibi…

Sen sen sen

Posted by: Sedefin Aşka Dair
28
Ağu

sabah erkenden uyandım.uyandığım zaman seni hatırlatmak amacıyla kurulmuş bir saat gibi beynim

seni çaldı bu sabah da…

elimi yüzümü yıkamak için banyoya yöneldim.şöyle bir aynaya baktım ilk önce

sen karşımda duruyordun

dargın ama son bakışınla.

elimi yüzümü yıkadım. havluya attım elimi.yüzüme götürdüm havluyu

sen kokuyordu havlu derinime çektim seni..

sonra mutfağa geçtim .taze demlemiş olduğum çayı bardağıma doldurdum.bol şeker attım kendime zarar vermek istercesine.

yanına kahvaltılık bir şeyler çıkardım buzdolabından ama sensiz yiyemedim.bilirsin hiç sevmem yalnız kahvaltı etmeyi..

öylece bir fincan çay içip aç açına çıktım yola

işe gitmek nasılda zor geliyordu sen hoşça kal demeyince..

çok dalgın olmama rağmen doğru otobüse bindim , oturdum boş bir cam kenarına..boş boş insanlara, yollara baktım.

herkes bir amaç için uykusunu bölüp düşmüştü yollara.

yol boyunca başımı cama dayayıp seni düşündüm

.yaptıklarının hiçbirini hak etmedim ben.

ve dua ettim içimden doğruyu bul diye..

işe geldim bilgisayarımı açtım. sanki mesayi saati çoktan gelip çatmış ve ben bütün gün çalışıp yorulmuş gibi hissettim kendimi sabahın körü olmasına rağmen..

seni düşünmek yoruyor beni.

ağır geliyorsun artık başımın içinde var olduğu bilinen beynime

bütün gün çalıştım mı seni mi düşündüm bilemedim

sen çalışmaktın benim için .. seni çalıştım bütün gün..her şeyini ezberledim defalarca..beynime kazıdım seni..

akşam oldu eve döndüm. karanlıkta daha bir hissettim yokluğunu.

beraber geçtiğimiz yollardan yalnız geçtim de anladım sensizliği..s

en olsan korkmazdım geceden, karanlıktan.tutardın ellerimden sımsıkı..

eve geldim ama sen hala aklımdasın.

her an benimlesin sanki, beni hep izliyor gibisinseni düşünmesem görüp kırılcaksın gibi gelir hep.

gece geç saatlere kadar oturup seni izledim kendi içimde.

uykum geldi fiziksel olarak oysa ruhum hep uykusuz.yatağa girdim buz gibi.

sensizliği giymiş yatak yorgan niyetine

üşüdüm ürperdim sana sarılmak istedim sağ tarafa attım kolumu senin tarafına.ama yoktun

yastığını koklayıp,yokluğuna sarıldım bütün gece

..ve ümit ettim uykuya dalmak isterken belki rüyama gelirsin diye….

Pages: Prev 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 Next